Şubat 01, 2012

Çocuk İstismarı

Aslında ilk yazımı bir arkadaşımın kurduğu bir cümle çerçevesinde şekillendirmeyi düşünüyordum. Ancak aşağıdaki haberi okuduğumda çocuk istismarı üzerine yazmaya karar verdim.  


Bu konuda anlamlandıramadığım birçok nokta var esasında. Örneğin, yukarıdaki olayın oluşmasını tetikleyen değişkenlerin neler olduğunu irdelemek istiyorum.

Babayı anlamaya çalışmakla başlayacağım. Maddi sıkıntı söz konusu haberden anladığım kadarıyla. Nasıl bir sıkıntı ki bu, kendi yavrusunu gözden çıkarmaya sebep olabiliyor? Ya da bir çaresizlik mi var ortada? Bu olay ne çaresizlik ne de son çare olarak başvurulmuş bir şey olarak değerlendirilebilir diye düşünüyorum.

Peki ya diğer adam?! Dört çocuklu diğer adam! Onu da anlamaya çalışayım diyorum, neresinden tutsam elimde kalıyor anlama çabalarım. Nasıl anlanır ki? Hani insanlar birbirlerini ancak onlarla aynı duruma ya da düşüncelere düştüklerinde tam olarak anlayabilirler ya, o zaman mı anlanabilir? Bilemiyorum doğrusu.. Yani, 12 yaşında bir kız çocuğu söz konusu ve ayrıca hali hazırda var olan dört tane çocuğu olan bir adam. Ben, şimdi bu adamı anlamaya çalışıyorum ama o, var olmasına sebep olduğu çocuklarının çocukluklarını görmezden gelerek bu ufacık kızın en az kendi çocukları kadar çocuk olduğunu anlayamıyor. Bu kadar anlaşılmaz bir şey mi ki bu, kendi çocuklarının birinin başına gelmesi durumunda katil olabilecekken - eminim olur - bu durumu yaşattığının çocukluğunu gözardı edebiliyor ya da yaşattığını elin kızına reva görebiliyor? Biri bana dese ya çocukların ne zaman elin olduğunu? Ya da biz pek yetişkinlerin, pek akıllı büyüklerin empati kurmaktan ne zaman bu derece yoksunlaştığını?

İki zihin arasında kurduğum ortak bağlantı hastalıklı oldukları. Bir hastalıklı beyin tutmuş, bir diğeri pişirmiş..

Unutulmaması gereken nokta şu ki; yetişkinlerin dünyasıyla, çocukların dünyası arasında farklılıklar vardır. Yetişkinler, kendi yaptıklarından sorumludurlar; çocuklara ise yetişkinler sorumluluk verirler, ta ki kendi sorumluluklarını kendileri alana kadar, bir birey olana kadar.

"Kahretsin!" dedirten bir haber bu. Ama çok da gerçek, bildiğimiz bir şey. Son okuduğum kitaplardan birinde de ele alınıyordu, Hakan Günday - Az, okunması gerek diye düşünüyorum. İnsanı acıtıyor böyle şeyler. Olayın her karakterini anlamaya çalışmak, irdelemek gerekiyor. Ama ortada bir de mağdur var ve bu mağdur sadece bir çocuk. Ne yapılması gerektiği konusunda çok net ifadelerim yok. Ancak şunu diyebilirim sanırım; mesele çocuklarsa "el" olup olmaması bir şey ifade etmez. Çocuk çocuktur ve korunması gerekir her türlü istismardan. Çocuğu devlet korur reşit olana kadar. Eğer ki devlet, durumun farkında değilse toplumun yetişkinlerinin devleti haberdar etmesi gerekir. Bir şeyler yapmak, harekete geçmek için yılanın dokunmasını beklememek gerekiyor. Basit bir şekilde söyleyebilirim ki, etrafımızda olanların farkında bir hayat yürütmeliyiz. Bahsettiğim şey ne gözetleme ne de müdahale etme olarak tanımlanabilecek bir şey. Bahsettiğim şey tamamiyle farkındalıkla ilişkili. Farkında olursak farkettirebiliriz.
Yorum Gönder