Mart 15, 2012

Ey Annelik! Güdü müsün yoksa içgüdü mü?!

Bu yazıyı - http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1079262&CategoryID=79 - okuyalı bayağı oldu aslında.. Üzerinde bir şeyler karalayabilmek için demlendirmem gerekti biraz. Anne de değilim gerçi "konuşmak ne haddime!" olabilir. Malum, toplumumuz bir şeyden bahsedebilmek için o şeyin içinde olmanı makbul görüyor. Aslında çok da yanlış bir şey değil. Çünkü, bir durumu dışarıdan gözlem yaparak irdelemekle, o durumun içinde, bizzat var olarak irdelemek arasında oldukça büyük farklar olabiliyor. Bu yüzden "Bekara karı boşamak kolaydır." sözü pek de dikkate alınmayacak sözlerden biri değildir. Çok da doğrudur. Dışarıdan baktığınızda sorun gibi gözüken bir şey, içeride sorun olmayabilir ya da tam tersi..

Bu yazıda iki can alıcı nokta var bana göre, birincisi:

"Annelik içgüdüsüne dair bilimsel bir, iki veri de paylaşalım: 'İçgüdü'nün hayvanlar üzerinde bile henüz kanıtlanmışlığı yok: Marmoset maymunlarının dişileri çocuklarına bakmıyor, bu görevi daima cinsin erkekleri üstleniyor. Uzmanlar günümüzde anneliğin 'içgüdü' değil, hamilelik ve doğumla birlikte öğrenilen bir 'güdü' olduğu fikrine daha yatkınlar."

Bu verilerden yola çıkarak annelik, 'güdü' olmaya daha yakın gibi gözüktü gözüme. Çünkü eğer içgüdü olsa ve bu içgüdüyü gerçekten özgür bırakabilseydi her dişi, bir çocuğu zorlanmadan, rahatlıkla yetiştirebilirdi sanki. Ancak görüyoruz ki bu iş hiç de sanıldığı gibi değil. Dönem (ergenlik gibi) olarak bakıldığında, aynı şeyler yaşanıyormuş gibi gözükse de her çocuk başlı başına farklı bir şekilde hareket edebiliyor ve bir anne, stratejiyi çocuğuna göre belirlemek zorunda kalıyor. Doğrusu da bu sanırım. Genel kabullenmeler adım atmak için iyi olabiliyordur ancak, kişilikten ya da tek başına içerisinde bulunulan halden kaynaklı durumlarla baş edebilmek için durum analizleriyle hareket etmek gerekiyor olmalı.

'İçgüdü' çok daha farklı bir kavram. Canlının birinci amacının üremek, türünü devam ettirmek olduğu bilinir. Ve üremek bir 'içgüdü' olarak karşımıza çıkar. Annelik ve aynı zamanda babalık, üreme sonrasında ortaya çıkan durumlardır. Yani ortam koşulları bunun için hazır hale gelir. Geriye sizin bu rolleri öğrenmeniz kalır. Rol diyorum çünkü hayat insanları rolden role bürüyor. Okulda öğrenci, anne-babanın yanında çocuk, çocuğunun yanında anne-baba, torununun yanında anneanne-dede, kardeşinin yanında abla-ağabey, arkadaşının yanında arkadaş, eşinin yanında karı-koca oluyor insanlar. Ve bunlar için uygun şartlar sağlandığında bu rollere bürünüyoruz ve zamanla kendimizi geliştiriyor, yerimizde sayıyor ya da daha kötüye gidiyoruz. Bu yüzden annelik, bence de 'güdü'dür, üreme gibi değildir çünkü. Üremeyi öğrenmiyor canlılar. Yani bir 'argonot'a babasının: "Bak yavrum senin üremen lazım, o yüzden üreme zamanın geldiğinde pipini bırak, o, dişiyi bulur, döller sonra da sana döner." dediğini hiç zannetmiyorum. :) Bir 'argonot' içgüdüsel olarak üreme zamanının geldiğini anlıyor ve ona göre yine içgüdüsel olarak davranıyor. Böyle düşününce, basit bir şekilde, anneliğin sonradan öğrenileceği sonucuna varabiliriz sanki.

İkincisi ise:

"Anlıyoruz ki 'iyi anne'nin tanımı zaman içinde değişkenlik göstermiştir. Thurer, çocuk yetiştime konusunda uç örneklerin bilimselden ziyade toplumsal baskılar sonucu yapıldığını kanıtlıyor. Ancak iki önemli veri hiç değişmemiş ve bilimsel olarak da kanıtlanmış: 
Annenin çocuğun hayatının ilk dönemlerinde ruh ve beden sağlığında çok önemli rol oynadığı, 
Annenin bebeğin doğumundan itibaren onunla bağını zaman içinde zarif ve yumuşak bir şekilde çözmesi gerektiği. 
Bu iki unsur dikkate alınmalı ve ''bağ gevşetme" zaman içine doğru biçimde yayılarak uygulanmalıdır. 'İyi 'anneliğin gerçek kıstası budur, gerisi teferruattır!"

Biliriz ki anneler tedirgindir, çocukları için korkarlar. Ancak bu korkular tuhaf boyutlara ulaşabiliyor. Ve kişisel alanında bireyi sıkıştırmaya kadar gidebiliyor. O yüzden, çocuğun zaman içinde büyüyüp kendi kararlarını alabilecek, kendine göre doğru ve yanlışı belirleyebilecek seviyeye gelebildiğinin farkına varması gerekiyor annelerin. Çok mu zor? Öyle olmalı ki annem, geç geleceğim konusunda onu bilgilendirmiş olmama rağmen, "Beni öldürmeye mi çalışıyorsun?!!" diye beni arayabiliyor. Daha da tuhaf olansa, annemin, sadece babam evdeyken onu bu şekilde öldürmeye çalıştığımı zannediyor olması. :)

Anne olayım da görürüm günümü!

Ayrıca denk düşer de bu yazımı anneler de okursa naçizane tavsiyem:

http://www.sabihakeskin.com/

Yorum Gönder