Ekim 28, 2012

"Ve bebekler de ölür.."

İnsanların acılarına bakarak acaba diyorum bazen, boşa mı acılar çekiyoruz hayatta? Bir annenin ya da babanın altı yaşındaki oğlunun ölümünü düşününce, içimizdeki ezilmelerin yersiz ve gereksiz olduğu kanısına varıyorum. Sonra aklıma şu söz geliyor: Allah dağına göre kar verir. Hatalı olmalı başkalarının acılarını kendi acınla kıyaslayıp kendininkini sıradan ve aşağıda bulmak, insanlar ne acılar çekiyor, senin üzüldüğün şeye bak demek. Kabul edilmesi gereken, acıların farklı farklı olduğu ve birbirleri ile kıyaslanmaması gerektiğidir. Yaşadığımız anlardan ibaretiz.. Geçmiş artık yok, gelecek ise meçhul.. 

Ufacık bir çocuk tanıdım ailesinin yaşatmaya çalıştığı.. Ona yakın olmak istedim ama benden pek hoşlanmadı sanırım. Uzaktan baktım ben de ona. Küçük, güzel yüzüne baktım, koşuşturmalarını izledim. İçten içe kederlendim onun için, dualar ettim. Daha geçtiğimiz Perşembe kuzenlerime anlattım onu. Keşkeler geçti konuşmalarımızda..

Efe altı yaşındaydı.. Patronumun şeker torunu.. Mucize bekledim senin için ama olmadı..

Artık zaman Efe için durdu ve bu cümlelerin hiç anlamı yok belki de.. Şimdi destek olma zamanı acıları sarmak için..

Güzel uyu esmer yüzlü çocuk..

Ekim 22, 2012

Turkuaz Kapılar

Turkuaz kapılar gördüm insanın içine işleyen.
Kendi turkuazımı buldum, kızılımı daha da gösteren..

"İçimden aşk fışkırıyor"

Herkes yazar da aşk için ben yazamaz mıyım? Yazarım elbet..

Bu sabah okuduğum birkaç güzel tweet beni aşka getirdi ve tabi şarkılar.. Önce bunları paylaşayım ki, aracılığımla ulaşabilecekleri yerlere ulaşsınlar.. Sahibi burada: https://twitter.com/sekerspeare

Demiş ki:

- Kimse kızamaz ki ona, saçma bir şarkıda hüzünlendi diye. Hem sen dürüst kadın, söyle; o akan sadık yaşların hepsi mi aynı sevgiliye?

- Özlemekten uyanamadım bu sabah.

Ne kadar da yalın ifadeler.. 
Ve gerçek.. 
Siz farkında mısınız bilmiyorum ama gün geçtikçe artıyor güzel ifadeler.. Umut artıyor bununla beraber..

Aşık olmak mı gerekir aşkı yazmak için? Aşkı yazan Nazım, Cemal Süreya, Attila İlhan, Can Yücel, Ahmed Arif, Rumî, Şems,.. aşık mıydı yazarken?
Allah'ım neden hepsi erkek?! :))
Sahi neden hep erkekler yazmış aşkı? :) (Belki de benim bilgim dahilinde değildir diğerleri)

Aşkı tanımlamaya çalışırız ya hep, amacımız sadece benimkisi daha büyük, daha yüce, daha derin yarışması sanırım. Ne kazanacaksak?! İlle de tanım gerekiyorsa "güzel" olmalı bence, "aşk: güzel". 

İnsanın içinden kırmızıya bulanmak geliyor.

Aşk: Karmen

İnsanın içinden gülümsemek geliyor.

Aşk: Tebessüm

İnsan içinden ışıldıyor.

Aşk: Işıltı

İnsanın içinden kendini bırakmak geliyor.

Aşk: Teslimiyet

Şu ifadelere baksanıza hepsi güzel.. Çünkü:

Aşk: Güzel

Edebi Bir Aşk

.............
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi? , dedi 
ama o gece tepelerde epeyce heyecanlandım, 
ve onunla iki-üç kere daha buluştum 
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum 
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu 
ama ondan ayrıldığımda 
hâlâ bakireydi 
ve berbat bir şair. 
düşünüyorum da bir kadın açmamışsa bacaklarını 
35 yıl 
iş işten geçmiştir 
aşk için de 
şiir için de.

Charles Bukowski

Yanılıyor olabilir misin ki?


Bazıları aşktan dem vursun..
Bazıları aşktan dert yansın..
Ama aşk; hep olsun..
Hep aşk olsun..
Allah aşkına siz susun da hep aşk konuşsun..

Ekim 21, 2012

Olmaz mı, olur ya..

Çok güzel bir eve dönüş yolculuğu oldu, kısa ama derin, dopdolu..
Önce Cemal Süreya'm oldun:


n’olur bir bebek alalım oyuncakçıdan
karnına bastıkça "bi dakka" desin,
şeye gidelim, içaçan’a, ordan dönünce
ikinci ev çıksın karşımıza, soldan.
amerika aile dramlarını işleyen filmler vardır,
taşra illerinde geçer, falan;
bir sürü de ev vardır seyrek seyrek
öyle bir evin kapısından girelim:
kader sokak, 13/2
adresim oldun benim,
biliyorsun bunu değil mi?
alınyazım oldun
(n’olur alalım)
korka korka çaldım kapını
(bir bebek alalım)
ne yapayım sevdim seni
("bi dakka" desin)
eline ayağına düştüm
(karnına basınca desin)
sensin artık ne varsa:
aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi
(alalım, n’olur, bir bebek
gözlerinde bizim bakışımız olsun)
kan-revan sevişelim
s. hanım, n’olur, gelmesin
tutarsızlık deme bir daha
bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor
bir bebek alalım çarşıdan
çay kahve içsin
çay dedim de aklıma geldi
şeker eksiği giderilsin;
sigara dedim de aklıma geldi
sigara bas parmağıma
yansın parmağım cızz! desin
benim ceketim askıda
böyle yıllarca beklesin
gömleğin eteğinin içinde
yüzyıllarca...
çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış
aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız
dört kat çimenin üstünde
ve çarpınan bedenlerimizin altında
ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında
ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle
ne diyordum, işte çamaşırlarımız
dalgalanan etimizin altında
ezilsin böyle binyıllarca
bir kokun var senin: iksirdir
yaptığın çay iksirdir
içindeyken senin, ne içindeyim
birtakım yapraklar içindeyim
(n’olur al bir bebek çarşıdan
maltepe desin
kahverengi desin
yumurta desin
bir sınır hediyesi desin)
geldim işte vurdum kapıyı
birdenbire seni!
sessizce
güvenli ama hüzünlü
hüzünlüyse de güvenli
bir orman perisi gibi
bir ağaç gibi, dalını
nereye uzatacağını bilen.
sonra iki yudum konyak
koltuklar sadakat dolu
sehpanın sarılışı ise
sanma ki başka şeyden
sevinçten, yavrum,
sevinçten sevinçten
vinç! diye öter sevinç kuşu
n’olur al bir bebek
karnına basınca vinç! desin
basmayınca da vinç! desin
ben böyle düşünüyorum
senden ne haber?

Sonra olmaz mı, olur ya..


Ekim 17, 2012

Balık ağzı - 10

Çok uzun cümleler kurmaya gerek yok artık.
Ben buradayım, ya sen neredesin?



Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Balık ağzı - 9

Bir sorum var sana, çok zor..
Söylesene, bütün denizkızları kızıl mıdır?
Değilse, senin denizkızın kızıl mıdır?

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Ekim 14, 2012

Stephen Hawking / Evreni Tanrı mı yarattı?

Stephen Hawking'in aşağıdaki videolarını izleyeli aylar olmuştu:

Evreni Tanrı mı Yarattı?

1/3

2/3

3/3

Sonrasında Ahmet Altan'ın Taraf Gazetesi'nde çıkan yazısına - http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-kainat-ve-tanri.htm - denk geldim ve yeniden hatırladım. Ahmet Altan yazının sonunda şöyle demiş:

Tanrı var mı yok mu bilmiyorum ama onu aramak isteyen sonsuzlukta, galaksilerde, güneşlerde, yıldızlarda değil, insanda aramalı bence.

Sır, insanda çünkü.

İnsanlığın asırlar boyunca oluşturmuş olduğu inanç sistemleri o kadar güçlü ki, onların içinden çıkmak çok mümkün olamıyor zaman zaman. Tanrı var mı? Varsa nerede? Yoksa neden onu arama eğilimi gösteriyoruz?  İlle de düşüncemizde olduğu gibi göremediğimiz bir varlık mı olmak zorunda Tanrı? Peki ya neden kitaplarda cezalandıracak bir Tanrı'dan bahsediyor?

Aklımı kurcalamıştır her zaman; sevginin yaratıcısı olan bir varlığın neden ceza ile insanlığı yola getirmek istediği.. Belki de şöyle söylemeliyim: Neden dinler Tanrı'nın onun istediklerini yapmazsak bizleri cezalandıracağını anlatır? Gerçekten Tanrı'nın amacı bu mudur? Nedense oturtamıyorum aklımda sevginin temelini oluşturan; kainata sevgi, bilgelik saçan varlığın cezalandırma ile bir arada olmasını..

Ben, anne ve babaya benzetirim Tanrı'yı. Tanrı en büyük yaratıcıysa, anne ve baba da küçük birer yaratıcıdır.  Eğer dinlerin söylediği doğruysa, anne ve babaların yaptığı gibi ceza verme tehdidinden anlıyor olmalıyız ki biz insanlar, Tanrı da bizim anladığımız dille konuşuyor. Yoksa dinler neden cezadan bahsetsin ki? Kimbilir, belki de toplumsal inanışlarımız sadece ceza algısını belletiyordur bize. Bizler korkutularak, yaratıcılığı öldürülerek yetiştiriliyoruz. Yaşar Nuri Öztürk'ün bir saptaması vardır, ayrıntılarıyla hatırlayamıyorum ama der ki: Kuran, cezalandırmaktan çok Allah'ın bağışlayıcılığından bahseder. Hâl böyle iken neden sevgi ile değil de ceza ile eğitilmeye çalışılıyoruz? Ve tabi bir de, Dünya üzerindeki müslümanların davranışlarını görünce, bu dinin algılanış biçimi üzerine oturup düşünmek gerektiğini hissediyorum. Yani bir tarafta Rumî'nin, Şems'in algısı, bir tarafta da can alan, hayatlara müdahale eden, susturan, benim dinim doğrucu insanların algısı.. Bu, çok büyük bir çelişki içeriyor sanki.. Benim anladığım kadarıyla Kuran, sen kendi işine bak der. Ama neden pek dindarlar kendileri hariç her şeyle ilgilenirler? Nedir ki onları benim hayatım üzerinde bu kadar söz sahibi yapan? Neden beni kendi yollarına getirmeyi amaç bellemişlerdir? Hiç anlayamıyorum doğrusu..

Türlü çelişkiler yüzünden dine inanıp inanmamak arasında gidip geliyorum yıllardır. İlle de dine inanmak gerekli midir diye de düşünüyorum zaman zaman. Toplumun, ailenin, çevrenin bizlere dayatmasıyla din olgusunun içinde yetişiyoruz. Ve bu olgu atadan kalma olduğu için üzerinde düşünmeyi yasaklıyor bizlere. Doğrudan kabullenmelisin, yoksa Allah yakar! Kız kardeşimin bir arkadaşının deyimiyle "Tanrı faşist mi ki bizi yaksın?" Çok hoşuma gitmişti bu ifade.. Oldukça yalın ve anlamlı.. İnsanlar düşünce sistemlerini, sorgulamaya yönelik kurmalılar bence. Sorgulamadan kabul edilen her şey birkaç çapraz soruyla yıkılıveriyor..

Neyse..

Hawking'in canavar bir bilim adamı olduğu su götürmez bir gerçektir. Diyor ki: "Evrenin var olması için Tanrı'ya ihtiyaç yoktur. Çünkü Tanrı'nın evreni yaratmış olması için zaman olması gerekir ancak büyük patlama anında zaman diye bir şey yoktu." Çok basit aslında ve çok büyük bir olasılıkla da doğru. Bu iddiaya karşı çıkmadan önce şöyle düşünülmeli sanırım; evrenin oluşması için Tanrı'ya ihtiyaç olmaması, Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmiyor olabilir. Ve sanırım Ahmet Altan'ın dediği gibi sır evrende değil de insanda olabilir. Kimbilir..

Ya içten gelen bir şekilde ya da çevresel etkiler nedeniyle Tanrı'ya inanma ihtiyacı duyuyoruz. Sonuç olarak, bir şekilde bizden daha üstün olduğunu düşündüğümüz bir varlığın olması iyi hissettiriyor. Ben kendi adıma bunun ısrarla reddedilmesi gereken bir şey olduğuna inanmıyorum. Tanrı varsa iyi ki var, bizi sevsin, içimizi ısıtsın, güzelleştirsin.. Yoksa da, vardır elbet bir bildiği ;)

Ekim 11, 2012

Balık ağzı - 8

Her gün bir şeyler için hazırlanırsın..
Beklersin, beklersin, beklersin,..
Ama hiçbir şey olmaz, öylece heyecanlandığınla kalırsın..
İşte biz buna "hevesi kursağında kalmak" diyoruz..
Ve ne yazık ki hissettiğin tek şey mağlubiyet olur..

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Ekim 09, 2012

Balık ağzı - 7

Nefes almak gibi sanki, mis gibi ormanlarda, gündüz vakti..

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Ekim 03, 2012

Balık ağzı - 6

"Dargın mıyız?" dedi adam.
"Evet." dedi kız.


Bu sabah uyanırken tam 
Karşıma çıktın 
Bu sabah uyanırken tam 
Kara karaydı gözlerinin akları 
Kara karaydı gözlerin 

Dargın mıyız, dargın mıyız, dargın mıyız yoksa, dargın mıyız? 
Bu sabah uyanırken tam 

Sana üryani eriği hoşafı yaptım 
Yanına domatesli pilav yemedin 

Durdun öyle karşımda mahzun 
Bana çok uzaklardan baktın 
Her bahar erguvanlar içinde yaşardık
Bu bahar erguvan görmedim desem yeri

Can Yücel

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.

Ekim 02, 2012

Ölümü gördüm.

Bu sabah otobüs durağına giderken aklıma düşen düşünceler vardı. Düşünürken kendi kendime yarım kalmanın nasıl da yarım kalan şeyi yavaş yavaş öldürdüğünü, acısının nasıl da içe oturduğunu, habersizdim Küçük İskender'in bunu bu kadar güzel ifade ettiğinden:

"Yarım bırakmak değil mi ölmek? Hele hele canlılığa değer verenlerin, cana inananların, cana can katabileceklerin can çekişerek gitmesi.. Türkçe'nin en trajik deyimlerinden biridir o: Can çekişmek. Bir güç, almaya çalışırken canı, siz de bırakmamak için uğraşıyorsunuz; bir o çekiyor, bir siz. Böyle ıstıraba şiir dayanmaz."

KÜÇÜK İSKENDER / bir delinin ot defteri / halbuki simit öyle mi / sayfa 30


Fazla söze ne hacet, "Bir eflatun ölüm" gelir ve alır seni, beni..



Ekim 01, 2012

Hüsnü Arkan

Kaynak:  http://www.husnuarkan.com/
Bir başka seviyorum bu adamı, içindekileri..
İçindekiler içimde sanki..
Sanki ben söylemişim, o yazmış, o söylüyor gibi..
Benimki de lafügüzaf!
Kimin içine değmiyorsundur ki sen?! 

Söylesene "Nereye uçar turnalar?"
Güzel yaşa emi, güzel kal, iyi kal..





Eksilmesin dudağından gülüşün eksilse yaşamından güneş
Yüzün kararmasın gecede, gülümse düşlerinde yine

Nereye uçar turnalar, nereye gider gökyüzü

Alıp kanatlarına umutlarını geçmişin

Sen yıkıldın altında göğün, yandın küçük bir pervane gibi
Ah, küçük bir pervane gibi

Kim götürdü bakışından ışığı, kim aldı gözlerinden onu

Kadehlerden yüreğine boşalan acı bir umutsuzluk o mu

Kime söyledin derdini, kimi sevdin gizli gizli

Kimler uyandırdı içindeki kötü kırık türküleri

Ölenlerin adını unutma, türkülerin, meydanların

Ah, bırakmasın onlar seni

Ne de çabuk yıktın kendini sarıldın yalanlara, boşluğa

Hey! bak işçi tulumu giymiş umut

İsterse uçsun turnalar, isterse gitsin gökyüzü

Alıp kanatlarına bulutlarını rüzgarın


Balık ağzı - 5

Ben hep seni izliyorum dedi kız, sen iyi ol..

Not: "Balık ağzı" yazıları, yayınlandığı anda hissettiklerim üzerine yazılmaktadır.