Kasım 23, 2012

İnsanlık: Bir katil sürüsü

Herkesin aslında birer katil olduğunu ya da bu potansiyeli kendinde taşıdığını iddia etsem abartmış mı olurum?

Bir dizi vardı: HOUSE M.D. Bu dizinin bir bölümünde öğrenmiştim, meğerse "open marriage" diye bir evlilik türü de varmış. Benim anladığım kadarıyla "karı-kocanın birbirinin haberi olarak, istediği gibi takılabiliyor olması hâli" kısaca. Dizide, evliliğin kadın tarafı daha özgürce hareket edebilen, istediklerini daha çok yapabilen ve kocasının bu konuda bir rahatsızlığı olmadığını düşünen taraftı. Ama hiç de göründüğü gibi değildi adam.. Karısı yan odada sevişirken başka bir adamla, o kapının önünde ölüyordu yavaşça.. 

Evet, bahsettiğim somut bir öldürme sonucu ortaya çıkan katil olma hâli değildi. Bilirsiniz, cezası olmayan cinayetler daha kolay işlenir..

Dışarıdan bakılınca "Vay be, ne süper!" diyebilecek birilerinin çıkacağına eminim. Emin olamadığım şeyse, bu durumu kabullenmenin, kabullenmeye çalışmanın ya da kabullenmiş görünmenin nasıl bir sürece, içsel karmaşaya, keşmekeşe ve çıkmaza sürükleyebileceği ve bunların nasıl bir boyutta olacağı.. 

Herkes hayatında özgürlükler ister, bir diğerinin onu sıkıştırmamasını, her şeyi kendiyle yapmasını beklememesini ister. Herkes de haklıdır üstelik.. Peki ya haklı olmak yeterli midir alabildiğine özgür olmak için? Ya da belki şöyle sorulmalı: Gerekli mi ki alabildiğine özgür olmak?

Benim gözlemlediğim kadarıyla insanlar, ne tam bağımlı bir hayat ne de tam bağımsız bir hayat istiyorlar. Herkeste bir ağacın bir dalının bir yaprağı olma isteği var, her rüzgârda oradan oraya uçuşan, nereye çarpacağı belli olmayan bir yapraktan ziyade. Basitçe, her yapının en kararlı hâlinde olmayı tercih etmesiyle bunu açıklayabiliriz sanırım. En kararlı yapı, en kontrol edilebilir yapıdır da aynı zamanda.. Bu yüzdendir ki insanlar, en kararlı yapılarını korurlar. Arada bozulsa da denklemleri, bozucu etkiyi azaltacak yönde hareket ederek yine dengeye, kararlı yapılarına geri dönerler. Yukarıdaki dizi de bunu anlatıyordu aşağı yukarı..

Bir diğerinin kendini mutlu hissettiği alanlar oluşturmak, bu alanlar için karşındakine senden ayrı geçirebileceği zamanlar tanımak harika şeylerdir. Daha da harika olanı, bunu, ilişkinin doğal akışında yürütebilmektir sanırım. Ama genelde insanların birbirlerine bu hakkı tanımadığı gerçeğiyle yüzleşerek yaşıyoruz. Belki de bu toplumun bir gerçeğidir bu, bilemiyorum.. Burada iki hâl var:

          1. Özgürlük
          2. Kısıtlama

1. Özgürlüğün olması kişilerin birbirlerini öldürmelerine, kişiliklerini örselemelerine engel olamıyor malesef. Çünkü, bana göre, biz insanlar sınırlara ihtiyaç duyuyoruz. Bu sınırlar bize iyi geliyor.. Böyle ilişkilerde, mantık çerçevesinde bakabilenler daha az hasar görüyorlar. Ama karşısındakinin mutluluğu için kabullenmek ya da kabullenmiş görünmek zorunda olanlar müthiş karmaşalarla boğuşmak zorunda kalıyorlar.. Örselenen bir ben oluşuyor sonrasında..

2. Kısıtlama da bir başka hırpalama yöntemi ve bu, her türlü ilişkinin içinde çokça yer bulan durum. İnsanı artık hareketsiz kılan, ne yapacağını bilemez bir hâle sokan, isteksizleştiren bir şey. Ve bence en etkili öldürme tekniği..

Aralarındaki farka gelince; birincide kişi kendini yiyor ve karşısındaki dolaylı katil oluyor, ikincide ise karşıdaki yiyici taraf olduğu için doğrudan katil oluyor. Sonuç: İki katil, bir maktul; bir katil, bir maktul.

Aklımın yettiği kadarıyla şöyle söyleyebilirim ki; ilişkiler denge ile yürüyor. Özgürlük de, sınır da dengeli olacak.. Yoksa yaşanılan tek şey birbirine eziyet oluyor.

Son söz:

Sen de bir katilsin şüphen olmasın.. 
Sadece henüz ölmemiştir, öldürmeye çalıştığın..
Can çekişiyordur en iyi ihtimalle, gerçekten iyiyse tabi o ihtimal..



















Kasım 21, 2012

Kurabiyeler, kekler

Kendimi bildim bileli kurabiyeler ve kekler çıldırtır beni..
Evde pişer ya hani, mis gibi kokar her yan.. İnsan ısınır birden, nasıl olur bilmem.
Ne yapar bu kurabiyeler, kekler? Ne yapar da ısınır her köşe?
Büyülü olmalılar..
Ben de yaptım bakın, kokuttum her yanı..


Kasım 15, 2012

Faşizm bizim işimiz!

Farkettim ki, bu toplumun dillere pelesenk olmuş "%99'unun müslüman olması" gerçeğinden çok daha büyük bir gerçeği var, o da: %99'unun faşizan olması. Gayet net.. 

Peki ne demek faşizan?

TDK faşizmi aşağıdaki gibi bir tanımlamış:

1. isim İtalya'da 1922-1943 yılları arasında etkinliğini sürdüren, meslek kuruluşlarına dayanan, devlet sınırlarını genişletmeyi amaçlayan, yetkinin, tek partinin elinde toplandığı düzen
2. Demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti

Faşizan da basitçe faşizme eğilimi olmak olarak tanımlanabilir.

Bir toplumun %99'unun faşizan olması nasıl da ürkütücü.. Bu, %99'un bir şekilde, bir başkasının, bir topluluğun veya bir ırkın üzerinde baskı kurmaya çalışması anlamına geliyor. Baskı ne kazandırıyor faşizan gruba? Güç? İktidar? Para? Kendini tatmin? 

Müthiş güçlü bir şekilde yayılma eğilimi gösteriyor bu. Ve bunun sebebi sanırım kendini bir diğerinin üzerinde görmek. Devlet kendini milletin üzerinde görüyor ki çocuğu doğurup doğurmayacağına karar verebiliyor; anne - baba kendini çocuğunun üzerinde görüyor ki ona hiç söz hakkı tanımıyor; kadın kendini kocasının üzerinde görüyor ki nereye, ne zaman, nasıl gideceğine karışabiliyor (ya da tam tersi); hoca kendini öğrencinin üzerinde görüyor ki onu ciddiye almıyor; patron kendini çalışanın üzerinde görüyor ki hatası bildirildiğinde kaşığının kırılmasını göze alıyor pilavdan döneceğine, Türk kendini Kürt'ün üzerinde görüyor ki haklarını görmezden geliyor, sunnî kendini aleviden daha üstün görüyor ki kendi için her yere cami yapılması rahatsız etmiyorken alevi için cemevi yapılması rahatsız ediyor. Sözü edilen her bir grubun, bireyin muhakkak birbirine üstünlüğü vardır. Ama unutulmaması gereken nokta noksanlıklarının da olduğudur.. Neden iktidar ya da güç, zamanla faşizan bir hâle dönme eğilimi gösterir? Kucaklamak yerine bastırmak daha mı kolaydır?

Herkesin "ben olabilme" ihtiyacı vardır hayatta. Bu benlik, bireysel olarak insanın kendiyle başlar; sonra bakar ki birileriyle benzeşiyor, bu sefer de onlarla beraber başka bir ben olur; daha sonra daha da büyük bir ben ve daha daha sonra daha daha büyük bir ben oluşur. Bu biyolojik sınıflandırmaya benzer: "Tür < Cins < Aile < Takım < Sınıf < Şube < AlemHepsinde bir çeşit benlik vardır ve bir üst benliğe erişir, orada da başka bir şekilde var olur. Sonuç olarak vardığı nokta en geniş benliktir ve hepsini kapsar. Bu bağlamda toplum olarak derdimizin ne olduğunu anlayamıyorum. En geniş benliğimize Türkiye'li olmayı koyarsak ve hepimizin vardığı / varacağı en son noktanın bu olacağını düşünürsek bunca baskı niye?  

Türkiye'deki ırklardan hangisi daha büyük?
Sunnî ve aleviden hangisi daha müslüman?
İnsan açlıkla nasıl başeder?
Bu toplum faşizanlığı nereden öğrendi?

Kasım 11, 2012

What is relativity?

I like it!

"When you are courting a nice girl an hour seems like a second. When you sit on a red-hot cinder a second seems like an hour. That's relativity." Albert Einstein

Kasım 08, 2012

Selanik Türküsü

Bir türkü öğrendim dün gece insanın canını yakan..
Canım da yandı hâliyle..


Sevgili Çağlar'a teşekkürler..

Kasım 07, 2012

Tamamlanamamak

En sonunda anladım derdimi: Tamamlanamamak..

Boş yere canı yanmaz insanın.
Ya bir eksiklik vardır geleceğe dair, ya da bir fazlalık geçmişten gelen..
Fuzulî

Kasım 05, 2012

Beklemek

Bakma bekleyip duruyorum öylece.
Ama iyi mi yapıyorum bilmiyorum bak..

Kasım 03, 2012

Ama nasıl?

Nasıl dayandığımı bilmiyorum..
Aslında dayanıyor muyum, onu hiç bilmiyorum..

Turning a child into a king


   I don't remember where I found this photograph.. It is amazing!   

The easiest way of making a child happy is imagination..