Şubat 09, 2013

"Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi alay ederdim."

Bugün, bir arkadaşımın, bir sergide çektiği bu fotoğraf üzerine araştırma yaptım.

Adı Seher Şeniz'miş; aşağıdaki satırların sahibi.. Hepimiz onu "Tarkan: Viking Kanı" filminde, olasılıkla bilmeden, izlemişizdir. Çarpıcı cümleler yazmış ikinci intihar girişimi ölümüyle sonuçlanmadan önce:

"Nihayet bu iğrenç dünyadan gitmeyi başardım. Ölmenin, ölmeye çalışmanın bu kadar zor olduğunu söyleselerdi alay ederdim. 15 yaşında anladım insanların ne mal olduğunu. Ben fahişe olmak için yaratılmamışım, hassas ve duygusalım. Öldüğümü kimse bilmesin. Peruklarımı yakıp, küllerini savurun. Müslüman geleneklerine göre gömülmek istemiyorum. Beni beyaz bir bornoza sarıp her yerimi kapatın o kadar"

Bir insanı bu hâle ne sürükler dedim kendime.. İçsel karmaşa, kimyasal faktörler, çevresel etkenler,.. hepsi aynı anda yüklenmiş olmalı. Belli ki anlaşılamamış, belki anlatamamış, bağırmak istemiş bağıramamış, olamamış bir şeyler; olduramamış.. O da küsmüş, sadece küsmüş.. 

Her şey atlatılıyor da, sadece küslük kalıyor sanki.. O, küsmüş olma hâli kalıyor. Gitmeyince de, sen gidiyorsun; bazen bulunduğun yerden, bazen bir insandan, bazen de hayattan.. Tıpkı Seher Şeniz gibi.. 

Küsmek çocuk işidir deyip küçük, önemsiz görmemek lazım bu hâli. Ne kadar derindedir bilinmez yitirilmişler ve nereye götüreceği de.. Bu yüzden tehlikelidir küsmek, bu yüzden tehlikelidir küstürmek.. Bir vazgeçişi getirmesi muhtemeldir çünkü.. Ağırdır "vazgeçmek". Ben derim ki, kendinize dikkat ederken karşınızdakine de dikkat edin, ihtiyacını dinleyin, ihtiyacınızı söyleyin; sıkı sıkı sarılın sahip olduklarınıza, sakinleştirmeyi öğrenin, özür dilemeyi de.. Birilerine iyi gelin, birileri de size iyi gelsin.. Ve bir şeyler yapıyorsanız yürekten yapın: