Haziran 21, 2013

"Ay resmen devrim!"

fotoğraf: kızılkıyamet
Aşağıdaki haberleri okuyunca içimdeki umut giderek kök salan ve içimi ışıldatan bir hâl almaya başladı. Her görüşten insan "Ben de buradayım!" demek için parklara gidiyor, konuşuyor; beğenilen cümlelere tepki veriliyor, beğenilmeyenlere ayrı bir tepki veriliyor ve herkes birbirini dinliyor. Meclisimize örnek olacak cinsten vallahi!

Her mahallede bir Gezi Parkı! - 20.06.2013

Abbasağa Forumu seçkinci tavra karşı - 20.06.2013

Gezi direnişini en baştan itibaren destekledim, eylemlere katıldım, sosyal medyada da ayrıca çalıştım. Hoşuma giden onlarca şey oldu, hoşuma gitmeyenler de oldu. Bir sonuç çıkarılacaksa eğer bu direnişten, o da Türkiye'nin yeni bir döneme girdiği ve bu dönemin kaynaşma dönemi olduğu olmalı. İnanılmaz geliyor belki ama, kaynaştık yahu! Hayko Bağdat, çok güzel ifade etmişti bunu bir tweetinde geçenlerde:


İnsanlar, farklı görüşlere sahiplerdi evet, ama tek bir kimlikle oradaydılar: "İNSAN" kimlikleriyle. Ona da kimlik denirse tabi! Bunun anlaşılmasının neden bu kadar zor olduğunu düşünüyorum zaman zaman.. Her değişen iktidarla beraber, bazı kesimler bir şekilde ötekileştirildi. Bazı kesimler ise mütemadiyen ötekileştirilme hâlindeler zaten. Çok afedersin ama "Senin gibi olmak zorunda mıyım?". Nedir bu kendine benzetme çabaları? Birilerinin askeri, birilerinin yandaşı, birilerinin destekçisi, birilerinin bilmem nesi olarak yaftalama hâlinin esas amacı nedir, neye dayanıyor bu? Ben, eş zamanlı olarak bir sürü şey olabilirim; çocuğumun annesi, sevgilimin sevgilisi, kocamın karısı, annemin kızı, patronumun çalışanı, kardeşimin ablası, Atatürk'e teşekkür eden ama aynı zamanda eleştirebilen biri, dine inanan ama sorgulayan biri, Başbakan'a destek veren ama antidemokratik hareketlerinde karşısında duran biri, Allah'a inanan ama dine inanmayan biri, Kürt, Ermeni, Rum olmayan ama zulüm gördüklerinde onların yanında olan biri,... Bunların hepsi olabilirim, üstelik buna hakkım da var. Kime ne?! Bu eylemlerde, az önce saydığım bütün rollere sahip ben olarak vardım. Daha açık yazmak gerekirse;
- o eylemlerde vardım; çünkü, ben olmamı engellemeye çalıştıklarını farkettim, 
- o eylemlerde vardım; çünkü, iktidarın elindeki güçle beni görmezden geldiğini farkettim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, gördüm ki zulüm var,
- o eylemlerde vardım; çünkü, ben buradayım demek istedim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, her türlü ötekileştirmeden bıktığımı farkettim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, her türlü nefret söyleminden ne kadar rahatsız olduğumu farkettim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, hedef göstermenin ne kadar tehlikeli olabileceğinin bilincindeyim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, herhangi birinin kendi ahlak anlayışını bana dayatmasından bıktım,
- o eylemlerde vardım; çünkü, bu toplumun artık bir şeyleri aşması ve saldırmadan tartışmayı öğrenmesi gerektiğine inanıyorum,
- o eylemlerde vardım; çünkü, söyleyeceklerim vardı,
- o eylemlerde vardım; çünkü, kendine benzeyenle kurulan empatinin benimle kurulmadığını farkettim,
- o eylemlerde vardım; çünkü, üzülüyordum,
- o eylemlerde vardım; çünkü, birleşmemiz ve birbirimize destek olmamız gerekiyordu.

Evet, nicedir karşımızdaki anlamaz diyerek anlatmamayı tercih edip, anlatmaya, kendini ifade etmeye çalışmayı; kendimize benzemeyeni dışlamaktan, onun da bize ihtiyacı olabileceğini ya da bizim ona ihtiyacımızın olabileceğini; birbirimizden faydalanabileceğimizi; birbirimize katkı sağlayabileceğimizi unutmuştuk. Birbirimizi aşağılamaktan, hor görmekten; şu zamanda neredeydin, o zaman aklın neredeydi demekten, yan yana durabileceğimizi görmezden gelmiştik; bilerek ve isteyerek yapmıştık üstelik.  Halbuki, renkler birbirine karıştığında ancak farklı güzellikler ortaya çıkabiliyor. Birbirine karışmaya olan bu korku nereden peydah oldu? Birbirimize karşı kullandığımız bu pespaye söylemler de nereden çıktı? Pespaye diyorum, çünkü sahiden pespaye.. Bu dilden kurtulmak lazım, acilen.. 

Yazımın başlığı, eylemler sırasında ortaya atılan sloganlardan sadece birisi. Bence en sevimlilerinden :) Üstelik de doğruluk payı var, en azından benim anladığım şekliyle doğru. Bu bir devrimdi evet, bir arada olabileceklerini unutmuşlara, bir arada olabilmeyi hatırlatan bir devrim. Sahi, siz ne sanmıştınız? Komplo teorilerini bir kenara bırakın artık, yeter..

kaynak: https://www.facebook.com/AklenMuaf?fref=ts
Son söz:
Çok rica ediyorum, yazdıklarımdan dolayı gocunun..

- Elitist / seçkinci söylem sahipleri: İnanın hiç çekilmiyorsunuz. Koca ülkenin en aydınları, en akıllıları, en okumuşları, en her şeyi bilenleri sizsiniz değil mi? Gülünç oluyorsunuz.. 

- Dinden dem vurup her türlü zulmü yapanlar, kendisi gizli gizli yaptığı hâlde, gizlemeyen insanları ahlaksızlıkla itham edenler: Samimiyetsizliğiniz her yerinizden dökülüyor, boşuna kandırmaya uğraşmayın. Yaptıklarınızın, vücutta gezinen alkol moleküllerinin, içmiş insana yaptığı etkiyi yapmıyor olmasına duacı olun. 

("Haramlar tıpkı içki gibi insanı sarhoş ediyor olsaydı; kimin ayyaş, kimin ayık olduğu o vakit belli olurdu!")

- Sevgili ulusalcılar: Kimseyi indirmek gibi bir niyetimiz yok. Medya yüzünden sizi izlemeye mecbur kalmamız, sizi çok sevdiğimizden, destek olduğumuzdan değil; başka şansımız olmadığındandı. Yoksa bilmiyor değiliz, aklınızdaki çirkinlikleri. Desteğinize teşekkür eder, darbe arzunuzu başka bir boyutta gerçekleştirebilmenizi dileriz.

- Sevgili kemalistler: Mustafa Kemal'in askerleri falan değiliz. Hiç kimsenin askeri değiliz. Atatürk'ü seviyoruz, minnet duyuyoruz ama yeri geldiğinde eleştiriyoruz da. Aklınızı başınıza toplayın; sizce bu, deforme olmuş, özünü kaybetmiş kemalizme ihtiyacımız kaldı mı? Bana göre kalmadı. Ya bunu değiştirin ya da desteklemeyi bırakın. Ha bir de, dikkat ederseniz, yıllarca uyguladığınız toplum mühendisliği çalışmalarını şimdiki iktidar farklı bir tarzda ele aldı; ona da karşıyız, hatırlatayım istedim.

- Sevgili Başbakanseverler: Düşüncem odur ki, Başbakan, çıkıp birini gözlerinizin önünde öldürse, bir bildiği vardır deyip biat edeceksiniz. Kendinize gelin, sadece bir kişi her şeyin en doğrusunu biliyor olamaz. Onu sevebilirsiniz ama bu, onun hatalar yaptığı ve eleştirilmesi gerektiği gerçeğini değiştirmez. Padişahım çok yaşa devri geride kaldı.. Zulüm varsa, karşısında durulur; bu kadar açık..

- Sevgili Başbakan: Yalan söylemeyi, hedef göstermeyi, insanları kendi ahlakınızla yargılamayı, sadece sünni müslümanlara değer vermeyi, dindar nesil yetiştirme hayallerinizi, ötekileştirici ve belaltından konuşmalarınızı, sizin gibi olmayanlara karşı sert tutumunuzu, karar verdik, olacak demelerinizi; hayatlarımıza, otoriter ve benim istediğim gibi olacak ve yaşacaksın diyen bir baba gibi müdahale etmeye çalışan hâllerinizi, dini inancınız yüzünden bizim günahlarımızdan da sorumlu olduğunuz düşüncesini bırakın lütfen. Ben sizin vicdan sahibi olduğunuza inandım hep, ancak, artık bu görüşümü gözden geçirmeye karar verdim. Zira, bunca haksız söylemin sahibi, vicdanlı biri olamaz.

- Sevgili CHP: Allasen bir şeyler üret..

- Sevgili Yiğit Bulut: Seni aklımızdan sildirsek ne güzel olur..

- Sevgili İMG: Ne söylesem eksik kalır..

En son söz: Birbirimize haksızlık etmeyi, birbirmizi itmeyi bir kenara bırakalım ve bu birliğin, bu karışma hâlinin keyfini sürelim, ne dersiniz? Olmaz mı?

güzelsurat'a sevgilerimle..













Yorum Gönder