Eylül 30, 2015

#Prague, I'm in love!

Bazıları ona “Altın Şehir”, bazıları “Masal Şehri”, bazılarıysa “Avrupa’nın Kalbi” diyormuş; bense “Allah’ım, galiba hayranlıktan öleceğim!” dedim. Hem hayranlık nidaları ile dolaşırken Prag’a bir ad takmaya ne gerek vardı?

Kendi sokağında gezer gibi, eski bir dostla karşılaşmışsın da geçen zamandan bahseder gibi; sanki çantanda anahtarın, herhangi bir kapıyı açacakmış gibi.. Prag’ın bana hissettirdikleri aşağı yukarı böyleydi. Büyüleyici bir kent; mimarisi, dokusu, kültürü, Kafka’sı, Mucha’sı, Charles Bridge'i, enfes U Fleku biraları, Vltava Nehri, Vltava Nehri, Vltava Nehri,..

Güzel mimarisi olan şehirlere hayranım, içinden nehir geçen güzel mimarisi olan şehirlere daha çok hayranım.. Hele bir de o nehir yaşıyorsa! Çekler bu işi çok iyi becermişler, ayakta alkışlanası; şehri korumaları, nehrin şehirle kucaklaşması,.. Söylenecek çok şey var aslında da, insanı lal ediyor Prag. Tek cümle ile özetlemek gerekirse: Prag, çok güzelsin!
.......
yağmurlar içindeydi pirag
bir gölün dibinde gümüş kakma bir saatti kapağını açtım
içinde genç bir kadın uyuyor camdan kuşların arasında
saçları saman sarısı kirpikleri mavi
yıllardır böyle derin uykulara dalmışlığı yoktu
kapadım kapağı yükledim sandığı yük vagonuna
habersizce usulcacık çıktı gardan ekispires
…….

Hamiş: Tabi ki yeniden gideceğim!

































Yorum Gönder