Ekim 13, 2015

"Canlı var mı, canlı?"

09.10.2015 Cuma

İşten çıktım; işlerim vardı, halledeyim diye birkaç yere uğramam gerekiyordu. Ama ne mümkün, Ankara'ya bir şeyler olmuş! Bayağıdır vardı bir hâller de, cuma günkü bir başkaydı. Ben diyeyim bir karın ağrısı vardı, siz deyin buhran.. Patlayacak gibi, her yer sıkışık, her yerde bir iç bulantısı.. O kadar ki, aşağıdaki notu düşmeme sebep oldu sosyal medyada:

"Türkiye'nin gittikçe daha vahşi bir ülkeye dönüştüğünü görmek beni korkutuyor.."

Hani vardır ya, hep de bahsederler, deprem öncesindeki huzursuzluk diye.. Onun gibi bir şeydi, hava ağırdı, Ankara'yı eziyordu sanki..

10.10.2015 Cumartesi

Kahvaltı hazırlıyordum, saat 11.00 civarları. Telefon çaldı, Ankara'da patlama olmuş mitingde, orada olabileceğini düşündüm dedi ucundaki ses; bir şeyler daha söyledi, ben de bir şeyler geveledim illa ki.. Ama sahiden bir geveleme, aklım başka yerde. Telefonu kapattım, televizyonu açtım. Allah'ım neler oluyordu? Ne mitingiydi bu? 

Elif Kanlıoğlu, 20
Barış mitingiymiş, öğrendim sonra. Haberim yoktu, olsa giderdim muhtemelen diye geçirdim içimden. Sadece kendim mi giderdim? Kardeşimi de götürürdüm tabi, "Hadi, barışa destek olacağız diye." Güzel bakışlı Elif'in dediğinden farklı olmazdı düşüncelerimiz..

Gezi'ye de öyle götürdüm onu, o zaman yaşı 16 idi, şimdi 18. Bu düşünceler geçerken aklımdan, içime oturan taşın ağırlığı da gittikçe arttı. Orada olabilirdik.. Beni boşverin, kardeşim de benimle olabilirdi. Allah'ım, Allah'ım.. Düşündükçe insan sığamıyor kendi içine. Zaman ilerledikçe öğrenmeye başladık katledilenleri.. Biri de 9 yaşındaymış, sadece 9! Babası getirmiş.. Ne bilsin barış diyen dillere bombayı layık göreceklerini?

Ölü sayısı artıp duruyordu. Güzel gönüllerini de alıp ayrılıyorlardı aramızdan bir bir. Düşünsene, hayatta kalmışsın hasbelkader; bir şekilde orada değildin, daha alana varmamıştın, patlamanın uzağındaydın. Olmamıştı işte sana bir şey, geride kalandın sen. Paramparça olmadığına mı sevinsen, bütün kalan tek yerinin bedenin olduğuna mı üzülsen? Arkadaşlarının ardından bağıra bağıra ağlasan mı? "Allah'ım; gençlerdi, çocuklardı, çok insanlardı, çok güzellerdi!" mi desen?  Üzüntüden ölsen mi? Neden, neden diye dövünsen mi? "Canlı var mı, canlı?" diye sorduran çaresizliğe lanet mi etsen? Ne yapsan? Allah aşkına, ne yapılır? 

Katledilenler ve kalanlar olarak ayrılıyoruz her daim. Ve nedense, bu katledilenler hep biz oluyoruz.. 

Hey sen, vicdansız! Cumartesi günü katledilen ben kimim biliyor musun? Leş ağzından dökülenleri layık gördüğün ben kimim biliyor musun? Ben senin kapı komşunum, iş yerinde çalışma arkadaşınım, okulda öğrencin, otobüste her sabah denk geldiğin kız, annesi onu okula yolcu ederken gördüğün oğlan, üniversitede sınıf arkadaşın, teyzenin kızı, amcanın oğluyum! Havaya uçurdular beni, paramparça ettiler.. Parçalarımı topladı arkadaşlarım kendi üzerlerinden. O paramparça olan bedenim, sen böyle konuştukça daha da paramparça. Boş bakıyor ardımda kalanlar.. Anlıyor musun? İdrak edebiliyor musun? 

Son aylarda öyle şeyler yaşatılıyor ki bize, acıdan geçer olduk ama umudumuzu hiç kaybetmedik.. Yüreğimizde solsa da bir şeyler, kaybetmeyeceğiz onu, inadına kaybetmeyeceğiz. Daha çok besleyeceğiz, yeşil kalacak hep. Bu da size dert olacak ya, oh olsun!

Ne güzel demiş Hakan Dursun Akalın aramızdan alçakça alınmadan önce: 

“Gel demekle gelmiyor. Umut edip beklemek acizlere göre. Kaçıp saklanacak vakit değil. Sevgi emek ister ya, Ekmek ve huzur için de emek… Ankara’daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı, kızıma sefa olsun…”

Kızı için düşmüş yollara, hepimizin kızları, oğulları için.. Ona borcumuz var, yitip gidenlere borcumuz var, çocuklarımıza borcumuz var, kendimize borcumuz var bizim.. Daha aydınlık, daha özgür günler için borcumuz var. Barış için çok bedel ödedik, onu alacağız; yemin olsun alacağız, size söz olsun alacağız!


"Sayılmayız parmak(ğ) ile,
tükenmeyiz kırmak(ğ) ile."















Yorum Gönder